LENE GÜNLÜKLERİ

  Hayatı boyunca endişeleri vücudunu,düşünceler zihnini kaplamıştı.Sahi nasıl böyle bir hayata herkesten gizli dayanabilmişti?Onu her şeye rağmen hayatta tutan ilahi güç neydi?Bazen melankolik tavırları tüm çevresini de büyük bir buhrana sürüklerdi.O günler görülmeye değecek kadar hüzünlü ve bir o kadar da derinlerden gelen bir keder barındırırdı. (Hikaye 1950’li yılların sonunda Danimarka’da geçer.)

  Yıllar önce çocuk sesleriyle yankılanan odaları bugün büyük bir sessizlik bürümüştü. Geçmişe duyulan büyük özlem bugün kelimeleri  de itibarsızlaştırmıştı.Herkes yanlış bir şey söylemekten kaçar gibi etrafına bakıyordu.Üç yıl geçmesine rağmen matemleri gün geçtikçe katlanarak artmıştı.Cecile ve Ida ağlamaktan kızaran gözlerle birbirine sarıldı.Onları teselli etme görevi yaşından beklenmeyen bir olgunlukla abileri Tobias’a kalmıştı.Tobias, ellerini küçük kız kardeşlerinin saçlarında gezdirip gözyaşlarını sildi.Farkında bile olmadan üç kardeş hayatlarının en zor günlerini yaşamıştı.Eskiden annelerin arkasından küçük bedenleri birbirlerini kovalardı.Şimdiyse anneleri duvardaki çerçeveden buruk bir gülümsemeyle evlatlarını izliyordu.

      Sofie’de onlardan farklı bir durumda değildi.Pembe yanakları çökmüş,gözlerinin altları morarmıştı.Nereye doğru baktığını bile bilmeden düşüncelere dalmıştı.Bir yanı her şeyi bırakıp gitmek istiyordu.Kocasının intiharından bir nevi kendisini ve Lene ailesini sorumlu görüyordu.Diğer yanıysa bu üç çocuğun kocasının kardeşleri olduğunu kendisine hatırlatıyordu.Bu öksüz ve yetim çocukları büyükannelerine bırakıp gidebilir miydi?Kocasına karşı minneti bu muydu?

   “Kocam öldüğünde 30’lu yaşlarımın başındaydım.Beş çocuğumla beraber dul kalmıştım.Küçük bir kasabada hayatımı devam ettirmek zorundaydım.Kızlarım:Rebecca,Mie,Karen ve Johanne daha çok küçüktü.Oğlum Lucas o zamanlar bana destek olabilecek tek kişiydi.Gece gündüz çalıştık.Sonunda kasabanın en büyük çiftliğine sahip olmuştuk.Yıllar geçipte kızlarım evlenmeye başladığında geleceğimin böyle olacağını düşünmemiştim.Karen ve Johanne evlendikten sonra şehre taşındı.Onları o günden sonra bir kez daha görmedim.Babalarının ölümünden  beni suçluyorlardı.Rebecca ve Mie’yse yanımda kalmayı seçti.Mie vereme yakalandığında Lenne Köşkü’nü yaptırdım.Kızımın son günlerini iyi geçirmesini istedim.O zamanlar Rebecca evli değildi.Bütün vaktini ölüm döşeğindeki  kız kardeşine ayırıyordu.Yine de depresif ve melankolik halleri kendini küçüklüğünden beri belli ediyordu.Ruhum ve bedenim tamamen iki şey üzerine kurulu kalmıştı:Mie’nin ölümcül hastalığı ve Rebecca’nın eğer Mie’ye bir şey olursa yaşayacaklarıydı.Ne yazık ki bu iki şeyi de elimden bir şey gelmeden izledim.”

   Pernille büyükannenin anlattıklarını ailenin çoğu üyesi bilmiyordu.Anlatılan çoğu şey anne veya babalarının yaşadıklarıydı.Sofie’de duvara yaslanmış,ayakta duruyordu.Pernille büyükanne kocasının büyükannesiydi.Evlendiklerinden beri Lene Köşk’ünde yaşıyordu.Şimdi duyduğu sözleri ilk işitişiydi.Kafası allak bullak olmuştu.Kocası Morten ona ailesi hakkında çok fazla şey anlatmamıştı.Sadece Mie halayı,Lucas amcayı ve Rebecca’yı biliyordu bu beş kardeşten.Rebecca,kocasının annesiydi.Mie halayı da çatı katında olan el değmemiş odasından biliyordu.Ölümünden sonra odasına dokunulmamıştı.Penille büyükanne,kızının gencecik bedenini yıllar önce o odada bırakmıştı.İki gün önceyse annesi Rebecca gibi Morten’de kendini o odada av tüfeğiyle öldürmüştü.

     Lene ailesinin tarihi de tekerrürden ibaretti.Çeyrek yüzyıl önce gelen ölüm, bu kez evden başka gencecik bir bedeni almıştı.Bu kez yerde yığılmış bedeni bulan Rebecca’nın aksine Lucas amcaydı.Yeğenin beklenmedik ölümü ailede gizli kalmış gerçekleri de aralamayı başarmıştı.Herkesin anlatması gereken şahit oldukları meseleler vardı.Aralarında en aralık kalmış kapı:Rebecca’nın ölümüydü.Büyük oğlu Morten’den sonra küçük oğlu Tobias doğmuştu.İki oğlunun arasında on yaş vardı.Kasabadaki seçkin aileler Rebecca’nın boğuştuğu hastalıktan sonra ölümünü beklerken bu bebek herkesi çok şaşırtmıştı.Aradan birkaç yıl geçtikten sonra Rebecca ikiz kızlarını doğurdu.Cecile ve Ida yazları çiftlikte,kışları köşkte büyümüşlerdi.

     Rebecca’nın ikizlerin doğumundan sonra bozulan psikolojisi sadece evliliğini değil tüm aileyi ve köşkü de etkilemişti.Lucas amcanın eşi,çocukları ve kendisi bütün sorunların sebebinin Rebecca olduğunu düşünüyordu.Onlara göre Rebecca kocası Silas’ı eşi olarak bile görmüyordu.Kendi kendine bambaşka bir dünyada yaşıyordu.Büyük oğlu Morten’ın doğumundan sonra kız kardeşi Rebecca’nın evliliğinde yanlış giden şeyler olduğunu düşünüyordu Lucas.O zamanlarda hiç kimse Rebecca’nın neden böyle davrandığını bilmiyordu.Hizmetçiler olmasa üç çocuğuyla ilgilenecek doğru biri bile yoktu.Çocukları büyük bir istekle yıkamaya karar veriyor daha sonra onlar küvvetteyken ruh gibi izliyordu.

   Dengesiz davranışlarının çocuklarına zarar verdiğini anladığında odasından çıkmamaya başladı.Çocuklara hizmetçiler ve Lucas’ın kızı Susanne bakıyordu.Morten’se bazen Lucas’ın oğullarıyla beraber balık avına gidiyordu.Bazı günler köşkteki hayattan ve evliliğinden sıkılan babası Silas oğluna eşlik ediyordu.Tüm kasaba halkına göre Silas çocuklarını seven bir babaydı.Kimse Silas’ı suçlamıyordu.Şehrin en gözde ailelerinden birinin tek oğlu olup aşkı için bu kasabaya yerleşmişti.En azından görülen iyilikleri günahlarından fazlaydı.

    Günler geçiyor ama Lene ailesindeki içten çöküşler artıyordu.Rebecca eşi Silas’la ettiği bir kavga sırasında tüm ailesine istemeden nefret kusmuştu.Tüm köşkte bu sesler yankılanıyordu.

    “ Her zaman sen kötüsün Rebecca değil mi?Çünkü Rebecca evliliğini bile yürütemiyor ama bilmelisiniz ki suçum tek taraflı değil.Ben böyle biri değilim.Beni delirttiniz ve umarım mutlusuzundur.Her gün tekrar tekrar ölüyorum.Kardeşiniz olan,kızınız olan,eşiniz olan,halanız olan,anneniz olan Rebecca’nın kininde boğulun.”

   Rebecca son sözleri söylerken içeriye Lucas girmişti.Ağlamaktan gözleri şişmiş Rebecca’yı gördüğü an tokatını attı.Rebecca bir an yaşadığı boşluktan sonra Lucas’ın yüzüne tükürdü.

   “Her gün ölüm görsün yüzünü.”bu doğru düzgün söylediği son cümlesiydi ağabeyine.Daha sonra odasına gitti.Bütün aile merdivenlerdeydi.Çocuklarının yanından sıyrılırken onların utancını yüzünde hissetmişti.

    Aylarca çıkmadığı odası onun mezarıydı.

    Ve şöyle yazıyordu son satırlarında:

  Her zaman kocamı haklı gördünüz.Çünkü o günahlarını benden daha iyi saklıyordu.Hiç kimse onun beni aldattığını bilmiyordu ama size gördüklerinizi yorumlamak daha kolay geldi.

   Yıllar sonra bu satırları okuyan Morten kendini affedemedi ve intihar etti.Dilerim ki hayatınız boyunca insanları yaşadıklarını bilmeden yargılamazsınız.

Yorum bırakın