AMELIA’YA MEKTUPLAR / 2

20.05.1888

Sevgili Amelia,
        Mektubun elime ulaştı. Yeni hayatınla alakalı hiçbir sorunun bulunmadığını, yalnızca bir süredir yalnız hissettiğini yazmışsın. Bunların haricinde, benim yakarışlarıma karşı sıcak kelimeler kullanarak bu kelimeleri gerçekten de kulağıma fısıldarmış gibi içtenlikle yazdığın için teşekkür ederim. Fakat bu mektubumda önceki konuları bir yana bırakıp hayatın getirdiği diğer anlamsız hislerden bahsetmek istiyorum. Senin yeni hayatına karşı hissettiğin yabancılıkla ve içten içe yalnızlık çekmenle ilgili söyleyecek birkaç şeyim var.

        Elbette yeni bir şehrin ve hayatın, seni her an terk edecek bir misafir gibi ağırlamayı bırakıp kendinden sayması zaman alacaktır. Bu süreç zor olabilir. Kendi evindeyken bile, içinden ‘’Eve gitmek istiyorum.’’ diye geçirebilirisin. Bahse girerim yapıyorsundur da! Doğduğumdan beri aynı evde olduğum halde bazen benim başıma bile geliyor. Çünkü sen şehre, eve, hayata alışmazsın; onlar sana alışır. Gerçek anlamda kabul gördüğünü anladığın an o yabancılık, yalnızlık hissi de gidecektir. Fakat seni uyarıyorum: Bu şeylerin sana bir nevi ‘’küstüğü’’ süreçler olacak. İşte o zaman, yıllardır yaşadığın evin içindeyken bile ‘’Eve gitmek istiyorum.’’ demeye başlayacaksın.

        Bu tarz kaos anlarına kendi hayatımdan bir örnek vermek istiyorum. Dört sene öncesine, on dokuz yaşıma, kadar bu evde mutsuz sayılmazdım. Sonuçta annem yanımdaydı ve benimle her zaman ilgilenirdi. Hayatımda değer verdiğim ve belki de doğru düzgün tanıdığım tek kişi oydu. Babasız büyüdüğümü biliyorsun; belki o da aramızda olsaydı bütün bu sevgi şöleni iki katına çıkardı. Fakat beni yanlış anlamanı istemem, sevgili dostum. Annemin bana verdiği sevginin yetersiz olduğunu bir an bile düşünmedim.
        Ben on yedimdeyken senin ve ailenin evimize gelip gittiğini hatırlıyorum. Babamın ölümünden sonra annem ilk defa başkalarıyla arkadaşlık kurmaya başlamış, hayata açılmaya sıcak bakmayı öğrenebilmişti. Sen de o zamanlar on dört yaşındaydın ve kardeşin Rosemary ile ilgilendiğin için sohbetlere vaktin olmuyordu. Yine de annenin, Bayan Wilson’ın, benim annem ile çok iyi arkadaşlık kurması inanılmaz bir şeydi. Tamamen farklı karakterde insanlar olmalarına rağmen beraber çok iyi vakit geçirirlerdi. Annem hastalandığında da Bayan Wilson hep onun yanında oldu. Sevgili Amelia, bu cümlenin bana ne ifade ettiğini bilemezsin. Lütfen annene bir kez daha teşekkürlerimi ilet fakat nedenini söyleme.

        On dokuz yaşıma bastıktan üç ay sonra, bir yaz akşamında, annem gözlerimin önünde son nefesini verdi. İşte o zamandı, sevgili arkadaşım. Tam o andan sonra bu küçük, döküntü ev bana o kadar yabancılaşmaya başladı ki…

        Gerçek anlamda kendimi bir hapishanede kapalı kalmış gibi hissetmeye başladım. Annemin ruhu kulağıma güzel şeyler fısıldayarak bana işkence ediyordu sanki. İşkence diyorum, çünkü ilk başta öyleydi. Annemin manevi varlığını her gün hissettim. Fakat dört sene önce o varlığı, beni ulaşılamaz güzelliklere götüreceğini söyleyip durarak benimle alay eden şeytani bir şey olarak görüyordum. Bir süreliğine inzivaya çekildim. Diğer insanları bırak, seninle bile konuşmaz oldum. Neyse ki beni bu ruh halinden çıkarak kişi yine sendin! Ah, sana ve seninle ilgili olan her şeye o kadar minnettarım ki…
        Zamanla annemin manevi varlığını alaycı bir ruh olarak değil, güzel hatıralar olarak anmayı öğrendim. Ve belki inanamayacaksın ama artık bu konuda acı hissetmiyorum. Değerli annemi ne kadar özlemiş olsam da onu ve hatıralarını hala yanımda hissettiğim için içinde yaşadığım evle de barışmış bulunuyorum. Bir zamanlar varlığından nefret ettiğim bu maneviyat, şimdi beni ayakta tutan yegane güçlerden birine dönüştü.

        Demek istediğim, Sevgili Amelia, yalnızlık ve yabancılık hissi bir süre sonra yok olacak olsa da zaman zaman kapına uğramaya devam edecektir. Şimdilik tek yapman gereken şey yeni hayatının sana alışmasını beklemek. Onu güçsüzce karşılamamaya çalış.

Sevgiler,

Alan.

Yorum bırakın