AMELIA’YA MEKTUPLAR / 1

14.04.1888

Sevgili Amelia,
        Bu mektubu yazmak için uzun zamandır bekliyorum. Öyle ki, en sonunda, bunaltıcı yaşantım boyunca hissettiğim şeyleri kendime itiraf etme gücünü içimde bir yerlerde buldum. Bunları nereye aktarmam gerektiğini düşünürken kalbim sana hitap eden bu sayfaları önerdi. Şehirden ve benden ayrıldıktan sonra bile mektuplaşmamızda bir sakınca görmediğin için teşekkür ederim.

        Sanırım herkesin kendi hayatına sahip olduğu genellemesi bir yalan. Beni biliyorsun, sana hiçbir zaman somut varlığımla ilgili bir şey anlatmadım; kimseye anlatmadım. Sokakta yürürken insanlara çarpmayan ve bir grup insanın arasında asla sesini duyuramayan ben… Benim bir somut varlığım var mı da anlatayım? Dışarıda görüp geçtiğimiz insanlardan biriyle aynı odada kalsak epey dikkat çekeriz, çünkü sadece ikimiz varızdır. Ben de ancak böyle bir durumda insanların ilgisini toplayabilirim fakat gel gör ki kalabalığın arasında kaybolup duruyorum. Bu konuda sana yakındığım süre boyunca hep diğer insanları suçladığım için beni bağışlamanı istiyorum. Bu görünmezliğim kendi içimden geliyor. Sanki ruhumun derinliklerinde bir şeyler yapmamı engelleyen hayaletler var. Sorun ne biliyor musun? Her ne kadar o hayaletleri kovalayacak güce sahip olsam da bunu bile isteğe yapmıyorum. Sanki onlar gitse elimde hiçbir şey kalmayacakmış gibi hissediyorum. Oysa elimdeki her şeyi onlar alıyor! Böyle iğrenç yaratıklardan tiksinmem, onları kendimden uzaklaştırmam gerekir ama öyle bir haldeyim ki beni yiyip bitiren bu manevi varlıkları seviyorum. Kendi içime, hayaletlerime, esir olmuş bir durumda insanları seyrediyorum ve bunun suçlusunun onlar olduğuna kendimi inandırmaya çalışıyorum! Bunun için beni ne kadar azarlasan azdır. Kendime ait hiçbir şeyim kalmadı.

        Arada bir kalp kırıklıklarım olmuyor değil, bunları es geçersem haksızlık etmiş olurum. Yanlış insanlar tanıdığımı savunmak niyetinde değilim. Çünkü yanlış olan tümüyle benim. Tamamıyla saf ve yumuşak kalpli biriyim. Normalde insanlar bu tarz şeyleri övünmek için söyler fakat bunlar benim için tedavisi olmayan hastalıklardan farksız bir hale geldi. Bunu uzun süre önce fark etmiştim. Artık insanların beni yalnızca baş başa kaldığımızda değil, kalabalıkta da ayırt etmeleri için çok daha güçlü ve belki umursamaz gözükeceğim konusunda kendime defalarca söz verdim. Sözlerimi tutamadığımı içten içe fark ettiğimde kendimi kandırmaya başladım. Arada bir ‘’baş başa’’ kaldığım insanlara kendimi yüzsüz, yalancı ve hatta kindar biri olarak tanıttım ve öyle olduğuma resmen inandım. Bunu, aslında o kadar saf olmadığımı düşünmemiz için yaptım; böylece kırılgan ruhumu gölgeleyebilecektim. İnsanın kurtuluş yolunu kendisine kötü özellikler yüklemekte bulması ne kadar acı!

        Hayatım ayrıntılardan, tercihlerim belirsizliklerden ibaret fakat hayatın kendisi bizden kesin bir şey istiyor. Bu biraz kafa karıştırıcı ve aldatıcı çünkü bunu isterken kendisi bile kesin değil! Bana detayları ve ilgi görmeyen şeyleri sunan da, bunları seçmememi isteyen de o. Bu tıpkı bir ayakkabının sana küçük gelmesi ve bir büyüğünü denediğinde de fazla büyük olduğunu hissetmen gibi. Ayakkabıların hiçbiri sana tam olarak uymuyor veya sen onlara uymuyorsun. Yaşama karşı hislerim de buna benziyor: Ya o bana göre değil, ya da ben ona göre değilim. En sonunda giyecek bir ayakkabıya sahip olamadığım gibi yaşam da git gide elimden alınıyor.
       Umarım bunları anlayabiliyorsundur. Aslında anlayabileceğini düşündüğüm tek kişi sensin. Sana hep mum ışığından, sisten, gölgelerden –ve ayakkabılardan- bahsederdim zaten. Beni dinlediğin için minnettarım. Bu kadar sıkıcı şeylerden bahsettiğim halde beni asla susturmadığın için, sevgi dolu yüreğinden bir an olsun mahrum bırakmadığın için binlerce kez teşekkürler sana. Umarım gittiğin yerde benim boğuştuğum gerçekdışı sorunlarla boğuşmak yerine bana her zaman tembihlediğin gibi anı yaşıyorsundur. Bunu henüz başaramadığım için beni affet, bulunduğumuz yüzyılda kırılgan bir genç adam olarak anı yaşamak benim için epey zor.

        Pek sevgili kardeşin Rosemary’ye, annene ve teyzene benim için sarıl. Mektubunda onların ne yaptığından da bahset. Özellikle yeni hayatınızın nasıl olduğunu, nasıl hissettiğinizi yaz bana. Bir sıkıntın varsa çekinmeden anlatabileceğini zaten biliyorsun. Ben de çekinmeden anlattım sana sıkıntılarımı. Daha da anlatacağıma emin olabilirsin; seninle mektuplaşmaya devam etmek için kendime hayali sorunlar bile uydururum! Yine de merak etme, hayatımın her saniyesini bunları düşünerek geçirmiyorum. Mutlu olduğum zamanları da üzgün olduğum zamanlar gibi abarttığımı ve küçük şeylerin beni her iki duyguya da çabucak düşürebileceğini biliyorsun.
        Ve son olarak, bilmeni istiyorum ki mektuplarımın sonunu getirmek benim için oldukça zor. Vedalardan nefret ettiğimi ve önümde ne olursa olsun –bir kağıt parçası bile- kadere teslim etmeyi beceremediğimi biliyorsun. Fakat her mektubun sonunda sana bir kez daha veda etmem gerekecek.

Bekçiler ışıkları yakmaya başladı. Şimdilik hoşça kal,

Alan.

Yorum bırakın