doğum günüm mutlu olsun

Bugün benim doğum günüm ama sarhoş ve yasta değilim!

Hayatımın bana izin verdiği üç yüz altmış beş gün boyunca on beş yaşımı en güzel şekilde değerlendirmem gerek.Eee, hayatta yalnızca bir kez on beş oluyorum. Bazen düşününce şaka gibi gelse de iki bin dört yılında almışım ilk nefesimi, on beş yıldır kullanıyorum. Beş bin dört yüz yetmiş sekiz gündür bu dünyanın bir parçasıyım.

Ahhh, önümde upuzun yıllar var!

Şu ana kadar neler yaptığımı saysam bir elimin parmağını geçmez. Büyüklerimizin donanma kenti olarak hatırladıkları, Marmara depreminin merkez üssü olan, kendimi sığdıramadığım küçücük Gölcük’ün devlet hastanesinde sekiz kadın ve bebeklerinin aynı yerde misafir edildiği bir odada doğmuşum. Ne tesadüf ki, on iki sene sonra, ortaokulumdaki en yakın arkadaşımla aynı hastane odasında doğduğumu öğrenmiştim. Hayatımla ilgili en garip ve en sevindirici anlardan biriydi.

Her şeyi sırasıyla anlatacak olursam…

On beş yıl içinde düşe kalka büyüdüğümü belli eden çok fazla macera yaşadım. Bir yaşımdayken henüz yeni yakılmış olan rahmetli İsmail dedenin evindeki sobaya sarılmışım, yürüteç dedikleri bebeklerin yürümesine yardımcı olan bir edevatla merdivenlerden yuvarlanmışım. Beş yaşında Manavgat’ta otururken, babamın sakallarını kesmesine özenmiştim. Daha doğrusu sitedeki arkadaşlarım ilerde benim de öyle sakallarım olacağını söyleyip beni korkutmuşlardı, bu olay benim kabusum olmuştu ve bir sabah herkes mışıl mışıl uyurken kendimi epey bir yaralamıştım.

Peki, bu yaşadıklarım bana ders olmuş mu? Elbette, hayır.

Hayatım boyunca pek çok kez kayboldum. Bunlar kısa süreli olsa da, yer-yön konusunda kendimi geliştirmem gerektiğimi anladım. Altı yaşındayken, Manavgat’ta annemle babamın çalıştığı apart otelde yüzme bilmeyen bir rus kadın tarafından boğulmuştum. Kadın yüzme bilmediği halde havuzda kendi kendine akrobasi hareketler yapıyordu. Keşke yanındaki çocuğun yaşını anlayabilecek kadar zekası olsaymış. Refleks olarak mı söyledim bilmiyorum ama Rusça olarak “Anne, kadın beni öldürüyor.” diye bağırmışım havuzun içinde. Neyse bir şekilde kurtarmışlardı beni ama kadın defalarca kez özür dilemişti. Ne kadar özür dilesen de seni affetmiyorum kadın. Kolluklarımı çıkarmıştın bir buçuk metrelik havuzda!

Mini mini birler,çalışkan ikiler, tembel üçler…

Anaokulu,ilkokul,ortaokul… Açıkçası hiç saçma bir olay yaşamamıştım o yıllarda. Aslında yaşamıştım ama başrolü ben değildim. İlkokulda psikolojisi iyi olmayan bir öğretmenim vardı. Her yıl kadını Milli Eğitim Bakanlığı’na şikayet edip, sonrasında kıyamayıp onun öğrencisi olmaya devam ediyordum. Ne kadar da safmışım!

On beş sene boyunca bu hayat bana neler öğretti?

Bu soruya verecek o kadar çok cevabım var ki, hangisinden başlasam diye düşünüyorum. Öncelikle kendi kararlarımın, bu dünyadaki en doğru bilgiden bile daha önemli olduğunu öğrendim. İnsanlar gibi değil, İrem gibi olmam gerektiğini öğrendim. On beş yaşımda bile bir şeyi gerçekten isteyip,onun için mücadele vermeyi ve sonucunda zirvede olmanın hazzını doyasıya yaşıyorum, acaba otuzumda nasıl olacak? Beni derinden yaralayan arkadaşların(!), yanlış yaptığım bazı şeyler sonucu Tanrı’nın bana cezası olduğunu düşünmeye başladım. Bu hayatın yalan olduğunu öğrendim. Hiçbir şeyin imkansız olmadığını öğrendim. Güçlü olanın,güçsüz olanı ezdiğini öğrendim. Ezmemeyi öğrendim. Dini ve gerekliliklerini öğrendim. İnsanları oturdukları yumuşak zeminleri için kandıranları uzun yıllar izledim ve onlar gibi olmamayı öğrendim. Öğrendim de öğrendim işte bir şeyler.

“En büyük işIer, büyük hayaI sahibi insanIarca başarıImıştır.”—William RusseI

Boyumdan büyük hayallerim var. Öğrenmek istiyorum,öğretmek istiyorum. Daha çok yazmak, daha çok okumak, insanların hayatında iz bırakmak istiyorum. Kendime doğduğumdan bu yana çok fazla söz verdim. Belki de tutulmayacak sözler vermişimdir. Ama tutmak için direteceğime inanıyorum. İş yapmak ve iyi iş yapmak arasındaki farkı bilerek, en iyi işi yapma yolunda uygun adımlar atmak istiyorum. Bunları yapmak istiyorum ki, hayallerim peşimden gelsin. Hayatım için, kendim için, ülkem için…

Büyüyene kadar kendime verdiğim sözleri unutmuyorum ve vereceğim sözleri de unutmayacağım. Beş bin dört yüz yetmiş sekiz günden daha fazla nefes almam dileğiyle… İyi ki doğdum!

Yorum bırakın