Evin kapısından girdiğimde aklımda beş dakika önce gördüğüm fareden başka en ufak bir şey yoktu. Çok yakın, bir o kadar da uzak bir canlıydı bana fareler. Geçmişte beraber yaşadığım, yazdığım kitaplardan sonraysa değişen hayatımla birlikte arama bir set çektiğim hayvanlardı. Onları görmeyeli yıllar olmuştu belki de. Eve girip çocukluk fotoğrafımın karşısına oturduğumda bugün gördüğüm farenin de etkisiyle geçmişi yâd etmeye başlamıştım bile.
Her gün fareleri kovaladığımız, her uyandığımızda başka bir yerinde kırık, küf ve arıza fark ettiğimiz Yate’deki evimizden getirdiğim koltuğun üzerindeydim. Her ne kadar kalitesiz, eski püskü ve kırık dökük olmasına rağmen benim için yatak görevi gören bu koltuğu hiç ayırmazdım yanımdan. Evet belki çok sefildik. Belki o zamanki yaşantımın şu ankiyle en ufak bir benzerliği yoktu ama doğduğum, büyüdüğüm mahalleyi asla unutamıyorum. Çünkü bir yeminim vardı hayatım boyunca kendime: Ne olursam olayım geldiğim yeri, ailemi ve benim üzerimdeki emeklerini asla unutmayacaktım. Kardeşim Dianne ile nehir kenarında geçirdiğim günler hala hayatımın en güzel anları.
Derken gözüm ilk yazdığım masala -ki o zaman altı yaşındaydım- çarptı. Hep saklamıştım onu bir çerçevede. Dianne ile gerçekleşmesini en çok istediğimiz hayalimizdi bir tavşan sahibi olmak. Bir tavşan sahibi olmak kulağa çok büyük bir şeymiş gibi gelmese de bizim o günkü durumumuzda bu, koca bir hayalden ibaretti. Ben de bu isteğimizi hayal gücümde harmanlayıp bir masala dönüştürmüştüm ve onu Dianne’ye armağan etmiştim. Gerçi ailem yazdığımı okuduğunda ” saçmalama Joanne, hiç öyle şey olur mu?” gibi tepkiler vermişlerdi ama haklılardı. Ne de olsa altı yaşında bir kızın tavşan deliğine düşmesi ve tavşan ailesinin onu çileklerle beslemesi çok da inanılır değildi. Ama adı üstünde o benim ilk yazımdı ve bir masaldı. Ayrıca bir insan çok şeye sahip olmayınca onları yalnızca hayal edebiliyor ve hayal gücü normal bir insanınkinden çok daha fazla gelişmiş oluyor. Üniversite hayatımın sonuna kadar hayal ettim ve yazdım. Bu süreçte hayatım gayet durgun ve sıradan ilerliyordu. Lakin üniversite bitip sekreterlik yapmaya başladıktan sonra hayatım daha da zorlaşmaya başlamıştı.
Yaptığım iş hiç bana göre değildi. Hep içine kapanık olan ben, toplantıları organize etmeyi, iş planlamaları yapmayı hiç beceremiyordum. Lakin bu iş aynı zamanda benim hayatımda elde ettiğim en büyük fırsattı da. Çünkü daktilo kullanma imkanı bulmuştum. Boş kaldığım anlarda hep yazmıştım. Zaten işimin ilk yıllarında -1992 yılına tekabül ediyor- ilk eşim ile evlendim. Bir sene bile geçmeden anne oldum ve iki sene sonra da en başından beri çok iyi gitmeyen evliliğimizi sonlandırdık. Boşanmadan birkaç ay öncesinde de işten atılmıştım. Kızım ve ben sadece işsiz maaşıyla ortada kalmıştık. Bu evrede bana en çok yardım eden kişi yine Dianne oldu. Ona yakın olmak için şu an bulunduğum yere, Edinburgh’a taşındık ve ben yüksek lisansa başladım. Bu dönemde hem dersler hem de bebeğimle uğraşmak beni her ne kadar çok zorlamış olsa da asla vazgeçmedim. Çünkü Tanrı’nın verdiğim emekleri gördüğüne ve eninde sonunda bana bir çıkış kapısı açacağına inancım sonsuzdu.
Nihayet 1996 yılında mezun olduktan sonra hayatım duruldu ve 2001 yılına kadar sadece daktilom ve kızımla vakit geçirdim. Lakin hala işsizdim. Kitap yazma işine kendimi bu kadar kaptırmamın sebebi de buydu. 2001 yılına kadar bu sıkıntılı hayatım azalarak devam etti. O yıl ikinci eşimle, gelecekte iki çocuğumun babası olacak insanla evlendim. Aynı yıl, bir gün bir trende ilhamla dolup taştığım ve 7. kitabın sonuna kadar aklımda yazdığım kitap serim, Harry Potter’ın ilk kitabı film yapıldı. Bu vesileyle okumalarım arttı ve beklediğim kapı bana yavaş yavaş aralanmaya başladı
Her filmde biraz daha tanındım. Kitaplarım daha fazla insana hitap etmeye başladı ve bana açılan kapıdan süzülen ışık beni zor yaşantımdan çekip aldı. Çünkü hep inanmıştım. Bir gün bunun olacağını biliyordum. Her insanın olduğu gibi benim de emeklerim ve dirayetim boşa gitmemişti. Çünkü dualarım ve inancım hiç eksilmemişti.
Yukarıda kişinin kendi ağzından dinlediğimiz biyografi Harry Potter serisinin yazarı J. K. Rowling’e aittir. Kendisinin bugün İngiltere kraliçesinden daha fazla serveti bulunmaktadır.