Ay geceye nüfuz ederken genç kadın uykusuzluğun getirdiği sersemlikle yatağında dönüp duruyordu.Bir süre sonra gecenin karanlığına uykusuz düşünceleri eşlik etmeye başladı.Kendisiyle baş başa kalmaktan korkarcasına yataktan kalktı.
Günlerdir yaşadığı uyku problemi sinirlerini fazlasıyla zayıflatmıştı.Uyuyamadığı odadan sıyrılmak istercesine oturma odasına geçti.Gözleri etrafı bir yabancı edasıyla süzüyordu.Bir anda taşındığı günden beri kullanmadığı radyo gözüne çarptı.Radyonun yanındaki sandalyeye oturup kanalları değiştirmeye başladı.Düğmeyi hareket ettirdikçe,aklına eskiden dinlediği radyo programları gelmişti.En sevdiği program bu saatlerde yayınlanırdı.Yine aynı heyecanı bedeninde hissetmek ister gibi sandalyeye yaslanıp,gözlerini kapadı.
“Bugün radyo programımızın beşinci yılı.Size yalan söylemek istemiyorum sevgili dinleyicilerim.Bundan beş yıl önce bu işe başladığımda,bu işi de batıracağımı düşünüyordum ama hayatımda ilk defa bir şeyi batırmadım.Program boyunca çoğu zaman en derine battım.Her şeyimi kaybettiğimi sandığım anlar oldu.Bu gece ise asıl her şeyimi iki saat önce kaybettiğimi öğrendim.”dedi programcının cümleler döküldükçe derinliklerde kaybolan sesi.Genç kadın sadece bir iki şarkı veya şiir dinlemek isterken kendini nerede bulduğunu anlamadı.Radyodan gelen ses beşinci program yılını kutlayan bir adamdan çok acısını anlatarak dindirmeye çalışan birinin sesiydi.
Kadının renkli gözleri ne olduğunu anlayamaya çalışır gibi yere sabitlenmişti.Ne olduğunu anlamaya çalışırken saatin kaç olduğunu da uykusuzluğunu da unutmuştu.İçinden bir ses sadece bunun komik bir şaka olduğunu söylüyordu.O an radyoyu kapatıp uyumaya çalışmayı düşündü ama bir türlü parmakları düğmeye gitmiyordu.Ne yapacağına karar veremeden o şiiri duydu.
“Ağlama,
Ağlamak
Biraz öteye kaçmaktır
Ağlamak,
Hüzünle anlaşmak,
Ve kucaklaşmaktır.
Ağlamak
Sığınmaktır ne olsa,
Avuç açmaktır
Uzak da olsa, yakın da olsa
Biraz onu öteye itmektir
Kişinin en kolay mutsuzluğu
Ağlamaktır, geçiştirir umutsuzluğu.”
Az önce duyduğu ses, Özdemir Asaf’ın satırlarında tüm kırıklıklarını bırakmaya çalışan birinin sesiydi.Her şeyi olduğunu düşündüğü şey su götürmez bir insandı.Belki bir eşti ya da bir anne.Ses yine gecenin karanlığına gömülürken genç kadın son bir kelime bekledi.Kim içindi bu satırlar? Ölen biri için miydi yoksa terk eden biri için miydi?
Güneş pencereden yüzünü gösterirken genç kadın sandalyenin üzerinde uyuya kalmıştı.Uyandığında dün geceyi hatırlamaya çalışır gibi odaya baktı.Radyodan hala sesler geliyordu ama dünkü ses kadar tanıdık değildi.Dün gece uyuya kaldığı için programcının başka bir şey söyleyip söylemediğini bilmiyordu.Her ne kadar bunu merak etsede çok zamanı yoktu.Üstünü değiştirdikten sonra aceleyle aynadan kendine baktı.Uykusuzluğun getirdiği morlukları makyajla kapadıktan sonra ilaçlarını kontrol etti.Büyük bir şişeden eline ancak dört tane hap dökülmüştü.Reçetesini de çantasına attıktan sonra evden çıktı.Sonbaharın getirdiği rüzgar saçlarını havalandırıyordu.Kırmızı Fransız şapkasıysa saçlarını bir arada tutmaya çalışıyordu.Siyah kabanına sıkıca sarıldıktan sonra adliyeye doğru yürüdü.
“ Nasıl hissediyorsunuz Ayla Hanım? Gergin değilsinizdir umarım.Dakikalar sonra sizi yeni bir hayat bekliyor.”dediğinde avukatı yanına gelmişti. “Her şey yoluna girecek.” Diye mırıldandı genç kadın.Sadece böyle olmasını umduğu için söylemişti.
Yarım saat sonra
Gözlerinden sessiz sessiz yaşlar dökülüyordu.Neye ağladığını bile bilmeden gözyaşları bir anda hıçkırıklara karıştı.Yüzünü kapatıp duvara yaslandığında yeni bir hayatı beklemiyordu.Sadece aylar süren sancılı günler sonucu mahkeme ona yaşama hakkını geri vermişti.Hayatında belki de en çok o an hiçbir şeyini kaybetmemiş olmayı diledi.Yanında sarılacağı biri yoktu,hata yaptığında yanlışını söyleyen biri de yoktu.Mutluluğuna acısı karışmış bir şekildeyken aklına dünkü satırlar geldi.
“ Ağlamak,geçiştirir umutsuzluğu.” Ne yapacağından habersiz sessizce vedalaştı koridorlarla.Aylarca tekrar yaşayabilmek için uğraşmıştı.Bu kadar zor muydu bir insanın yaşayabilmesi? Sadece ailesinin yanına gitmek istedi.Onlara sarılamasa bile konuşmak istedi.Belki programdaki seste çok sevdiği birine dün gece veda etmişti.Her zaman uğradığı çiçekçiden sarı laleler ve papatya aldıktan sonra mezarlığa doğru yürüdü.Ailesini çok küçük yaşlarda bir trafik kazasında kaybetmişti.Bir türlü geçmeyen psikoloji sıkıntılar beraberinde yanlış bir evliliği de getirmişti.Bugün ise her şey bitmişti.Mezarlığa ulaştığında yağmur yağmaya başlamıştı.Büyük bir kalabalıklık vardı girişte.Etrafındaki insanlar definle beraber işlerini bitirmiş yağmurdan kaçarak arabalarına sığınıyordu.Genç kadın hayatı boyunca insanların yağmurdan kaçmalarını anlayamamıştı.Yine şüpheli bakışlarla etrafına çarpmamaya çalışarak ilerledi.
Ailesinin mezarına ulaşmaya çalışırken yeni gömülen birinin belli olduğu mezarı fark etti.Yanı başında arkası dönük bir adam oturuyordu.Ellerini toprağa koymuş parmakları yağmurla beraber ıslanmış toprak parmaklarına karışmıştı.Genç kadın ne yaptığından habersiz elindeki çiçek demetinden lale ve papatyalardan birkaçını yaklaşıp,mezara koydu.Böylelikle arkası dönük adamı da görme fırsatına erişebildi.Kahverengi gözler çiçekleri koyan eli görünce genç kadının yüzüne baktı.Otuzlarının başında gibi duruyordu.Gözleri halsizliğini ve acısını ele veriyordu. “ Sanırım mezarı karıştırdınız hanımefendi.”dedi mezar taşını göstererek. “Aslında hayır.Sadece çiçekler biz insanlardan daha iyi arkadaşları onlar için.Onları ne olursa olsun yalnız bırakmıyorlar.Bu çiçeklerde sevdiğiniz bu kişiye eşlik eder umarım.”dedi.Genç adamın son kez gözlerine baktığında gözleri teşekkür bildiriyordu.Sessiz adımlarla oradan uzaklaştı.
Genç kadın ailesinin mezarına ulaştığında dakikalar önce duyduğu sesi hatırlamamıştı.Bu ses onun için acısı olan bir insanı ifade etmişti ama o ses radyodaki duyduğu sesinin bizzat kendisiydi.Birbirlerinden habersiz yeni hayatlarına başlayacak iki yabancı olarak farklı zamanlarda mezarlıktan ayrıldılar.