GİDENİN ARDINDAN ÖYLESİNE

Sonsuzluğun uçsuz kokusu ve korkusu, ölüm. Gidenlerin arkasından “Su gibi geri gel” dilekleriyle değil de çiçekleri daha gür büyüsün diye su dökülen tek yolculuk. El sallanan değil de el açılan, “iyiki” lerle değil de “keşke” lerle yollanan tek sarsıcı yolculuk. Acaba insan öldükten sonra karanlıkta ve yalnız kalacağına mı yoksa iyi işler yapmamış olma korkusuyla mı ölümden çekinir? Ölünün arkasından ağlayan insan o kişiyi bir daha göremeyecek olma bencilliğiyle mi ağlar yoksa o kişinin orada iyi olup olmadığı endişesiyle mi gözyaşı döker? Gözyaşı döker, gideceği yerin orası olmadığı bilinciyle. Ait olduğu yere geri dönenlere ağlar ait olduğu yere geri gidecekler. Herkes bir gün son kahvesini yudumlar. Son kez ağlar ya da güler. Son kez sevdiklerini “Seni seviyorum” diye fısıldar. Bunların hiç birinin son olduğunun bilincinde olmadan doğum ve ölüm arasındaki o tirede her şeyi son kez yapar. O zaman insanın yaptığı işi daha içten ve daha tutkulu yapması gerekmez mi? Bir şeyi yapmak için beklemek o tire kadar kısa. Birine bir çiçek verin, bir çocuğun başını okşayın, göğe uzun uzun bakın, sizi sevenlere “Seni seviyorum” diyin ve bunlarınkiyle hepsini son kez yapıyormuşçasına yapın. Çünkü elbet bir gün son kez yapmış olacaksınız. Sevin ve ağlayın. Gülün ve nefret edin. Ama hepsini gideceğiniz yeri ve elbet bir gün orada olacağınızı bilerek yapın.

Yorum bırakın