Bizim dünyamızın sınırları yoktu
Fonu martıların ötüşüydü
Sonu umutların ölüşüydü
Ama sonsuz sanardık
Ellerimizle inşa ettiğimiz dünyayı
Ağaçları kurumazdı çünkü
Çocukları ağlamazdı
Kadınları susmaz
Askerleri vurmazdı
Sevgiyle bakardık birbirimize
Kimi odoşlar kızartırdık, kızgın sobalarda
Kimi kardeşliği yaşardık, ıssız sokaklarda
Sonra yabancıları kattık dünyamıza
Eski halinden eser bırakmadık
Yediğimiz dayaklarla doğrulduk ayağa
Yumrukların altında filizlendik kimi zaman
Tehditkar bakışlarla harmanlandık
Çatık kaşlı, gür sesli adamlar vardı artık
Dünyamıza göz koyan
Doymayan
Kaosla hayat bulan
Ve bu mahlukatlar
Hayallerle, mısralarla yarattığımız dünyaya
Silahlarla el koydular
Kitaplarla büyüttüğümüz fikirlerin üstünden
Postallarla geçtiler
Martılarımızı öldürdüler mesela
Kadınlarımızı susturdular
Çocuklarımızın geleceğine katran sürdüler
Buydular, mutluydular
Biz varlıklarını umursamaz halde
Kaçışırken çayır çayır sevgiliyle
4 büyük duvar attılar üstümüze
Islak bir perde çekip gözümüze
Demirler taktılar bileklerimize
Öyle keskin, öyle sert
Ayıplı kelimeler sarfettiler
Ama daha fazla cesur değillerdi
Korktular satırlarımızın derinliğinden
İçlerine giremediler
Bir kibrit yakıp
Gecenin aydınlığını ateşe verdiler
Biz özgürlüğe ağıtlar yazarken
Umut geçirmez duvarların ardında
Yanan şiirlerimizin dumanlarını
Hissettiler gençliğin soluklarında
Bizim kadar yitirdiler umutlarını
Yitirtemedikleri umutların karşısında
Ve biz de öğrendik dostlar
4 aciz duvarın arasında
Şairin özgürlüğüne,
Umudun filizine,
Şiirin varlığına,
Kelepçenin işlemeyeceğini
Öğretin onlara dostlar
Bu akan derenin durulmayacağını
Fikirlerin vurulmayacağını
Söyleyin onlara dostlar
Bir gün hiçbirinin adının duyulmayacağını
Siz de bilin dostlar
Şiirlerimizin
Sonsuza dek unutulmayacağını…
Bir kavganın, bir mücadelenin, çiçek açan hayatın dilidir şiir. – Zülfü Livaneli
