BÖYLE GİTMEMELİYDİN

Bir pazar gecesiydi. 3 ay olmuştu Emir yurtdışına çıkalı ki bu gece gelecekti,hasret bitecekti. Biz birbirimizden hiç ayrı kalmadık. Daha doğrusu kalamazdık. Bu bir ilkti ve dayanmam bir mucizeydi. Ben gittiğimde sürekli vakit bulur gelirdim. O ise daha dayanıklı taraftı bana göre. Biz kardeşten öteydik birbirimize. O benim her şeyimdi. Beni en iyi o anlardı. Onu kaybedersem ne yapardım bilmiyorum. Bunun düşüncesi bile kalbimin ritmini değiştirmeye yetmişti, gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştı çoktan. Sanırım hissetmiş olmalı ki, en azından ben öyle düşünmek istiyorum, bu derin sessizliği bozan telefonu ısrarla çaldıran oydu. Açtım hemen.
Emir: Neredesin sen ablaların gülü?
Ben: Buradayım birtanem. Ancak yetişebildim. Seni bekliyorum.
Emir: Geliyorum ben. Yirmi dakikaya oradayım. Haber vereyim dedim.
Ben: Tamam canım. Bekliyorum.
Telefonu kapattığımda yirmi dakikanın nasıl geçeceğini bilmiyordum. En iyisi gidip bir şeyler hazırlamaktı. Çünkü Emir yolculuktan sonra çok acıkırdı. Bilirdim onu. Hafif bir şeyler hazırladım. Çay demledim. Çayı çok severdi çünkü. Tam odaya geçerken kapı zili çaldı. Küçük bir çocuk gibi kapıya koştum. Sıkı sıkı sarıldım. Uzun bir süre ayrılmadık zaten. Sonra onu mutfağa çağırdım. Orada oturduk, o bir şeyler yedi. Bu arada da biraz konuşma fırsatı bulduk. Belli ki çok şeyi vardı anlatacak. Ama gözlerinden uyku akıyordu. Çok da geçmedi zaten benim odamda uyudu.
Sabah ben erken uyandım. Sporumu yaptım, kahvemi içtim. Kahvaltımı bile yaptım. Kaldırmaya kıyamadım onu. Ama vakitte bayağı geç olmuştu. Saat öğleden sonraydı sanırım. Net hatırlamıyorum, dikkatli bakmadım saate. Kaldırmaya gittim Emir’i. Ses verdim, ses verdim. Cevap gelmeyince odanın kapısını açtım. Yanına gidip ses verdim, çağırdım. Ama yok. Kalkmıyor. Sonra nefes alamayışını fark ettim. Düşüncesi bile kötüyken o an kendimi kaybettim. Ambulansı aradım. Ardından hemen Barış’ı aradım. Çünkü o harika bir doktordu ve biz gelene kadar ekibini toplayabilirdi. Ve böylece vakit kazanmış olurduk. Uzun bir süre sonra ambulans geldi. Hemen hastaneye gittik. Ama o süre zarfında neler düşünmedim ki. Hastaneye vardığımızda Barış ve ekibi bizi bekliyordu. Hemen müdahale ettiler. Barış beni öyle vahim bir halde görünce yanıma geldi ve “Ağlama, güçlü dur. Emir için güçlü dur. İyi olacak.” dedi. “Söz mü?” dedim. Bekledi uzunca bir süre. Yutkundu. “Söz.” dedi ama tanıyordum onu. Belli ki durumu kötüydü. Ameliyata mı aldılar yoksa başka bir şey mi oldu bilmiyorum. Ama çok uzun sürdü tek bildiğim bu. Barış içeriden çıkınca ona doğru yöneldim. “İyi mi?” dedim. Cevap gelmedi. Bağırdım bu kez. “Barış, Emir nasıl, iyi mi?”.
“Melis!” dedi ve devam etti “Çok özür dilerim.”
Zaten ondan sonrası bende yok. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda başımda uyanmamı bekleyen arkadaşlarımı ve ailemi gördüm. Barış karşımdaydı ve çok üzgündü. Annem ağlıyordu, babamsa perişandı ama yinede annemi teselli ediyordu. Çünkü baba olabilmek bunu gerektiriyordu. Gözlerime bakınca babam, bu kez daha iyi anladım ki Emir yoktu artık. Kardeşim yoktu. Gözlerimden yaşlar yine süzülmeye başladı.
Dışarıdan gelen bir sesle uyandım. Sabah olmuştu. Yastığım su içindeydi. Belli ki yine ağlamıştım ve hala ağlamaya devam ediyordum. Her zaman böyle olurdu. Bugün ölümünün ardından geçen koskocaman beşinci yıldı. Ve ben her yıl, aynı gün böyle uyanıyordum. O gün hep rüyalarımda tekrar tekrar can buluyordu ve ben onun ellerimden kayıp gidişini unutamıyordum. Hala sanki dün gibi hatırımda. Gitmesi daha doğru diye düşünmedim de değil. Ama belkide böyle demek kendimi avutma yolumdu. Kendime böyle bir yol bulmuştum. Bilmiyorum, kendimi kandırıyorum belkide.

Yorum bırakın