Unutmak Nedir?

73 yıllık ıstıraplı hayatımın neredeyse 67 yılının hatıraları dün gibi hatıramdadır. Unutmamı engelleyen beynim, bana acı dolu bir hayat bahşetmişti. 60 yıl önceki ilk aşkımın acısı dipdiriydi hala ve ya 12 yıl kadar önce ölen karımın bende bıraktığı kalp ağrısı bir gün olsun kalbimden çıkmamıştı. Yediğim yemekleri, okuduğum tabelaları, gördüğüm sokakları asla unutmazdım. En büyük hayalim Alzheimer olmaktı. Ne büyük ironi değil mi? Tanrı insanlığa unutmayı armağan etmişti. Bu uzun yolda, istediğim yere varabilmek için önüme çıkan taşları atlamalıydım. Ama benim onlara takılmaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu. Beynimin bana yaptığı kalleşlik affedilir şey değildi. Detayları, acıları hatırlamak, unutamamak beni çoğu kez delirmenin uçurumlarında sallandırmıştı. Yıllardır gerekmedikçe yataktan çıkmaz, uykunun kollarından kalkmazdım. Tabi bu hastalık her zaman bu kadar kötü değildi. Genç bir delikanlıyken bana çok faydası dokunmuştu. Sayısız dil bilmek, elimi attığım her işte başarılı olmak bana şatafatlı bir şöhret doğurmuştu. Günler geçtikçe, ömrüme yeni yıllar eklenip toyluktan kurtulunca bir zamanlar her şeyim olan şöhretin benim acılarımı dindirmediğini fark etmiştim. Yavaş yavaş elimi ayağımı dışarıdan çekmiş, kendimi evime hapsetmiştim. Bu ev hapsi gözümü açmıştı. Tabi o zamanlar öyle zannediyordum. Hayatımı anlamış, hayatımı sorgulamıştım. Öncelerinde kendimi dinledim. Hesaplaştım. Fakat çokta uzun olmayan bir sürenin ardından her şey olduğundan daha fazla ağırlaşmıştı. Defalarca ölmeyi denedim. Fakat cesaret bana hiç uğramadı. Günün sonunda ellerimde sargılarla ağlardım. Bir süre sonra hesaplaşmayı kendimle değil Tanrıyla yapmam gerektiğini anlamıştım. İçimde ki sorgulanmamış azıcık inancı da orada kaybettim. Saatlerce süren yalvarışlarımın acısını hala anımsarım. Fakat artık oldukça yaşlıyım. Bir ayağım çukurda, ellerim titreye titreye yazdığım bu mektubun birinin eline geçip geçmeyeceğinden şüpheliyim. İki üç tane eski dosttan başka hiç kimsem yok. Belki öldüğümde ayda bir süt getiren kadın veya ceset kokusundan rahatsız olan komşularım bulur. Bunları yazmamın nedeni yılların omuzlarıma bindirdiği yorgunluktur. Acılarım içimde dağ misali benimle büyüdü ve bana dünyada cehennemi yaşattı. Bitkinlik ve vazgeçmişlik yakamı bırakmadı. Eğer bir gün bu mektup şans eseri birinin ellerine geçtiyse o kişiye hayattan alabildiğim tek dersi söylemek isterim .
Bir kederin varsa ve onunla dövünürken hayat trenini kaçırıyorsan, unut gitsin. Hayat, bir kere o treni kaçırırsan çok uzun ve taşlı bir yol.

Yorum bırakın